CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Koroanvirüs’le mücadele kapsamında Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı bağış kampanyasını eleştirdi. Erdoğan’ın, “Gerekirse Suriyeliler için 40 milyar dolar daha harcarız” sözlerini hatırlatan Altay, “Nerede Suriyeliler için harcayacağımız kasada var olduğunu iddia ettiğin 40 milyar dolar?” diye sordu.

“Milletçe yardımlaşmanın en güzelini yapmasını biliriz. Ama önce devletin gücünü ve kudretini de görmek isteriz” diyen Altay, “Bizden çok daha fakir ülkeler henüz bu yola başvurmamışken, henüz krizin başındayken şimdiden devlet başkanı tarafından yardım kampanyası çağrılarının yapılması aslında bize devletin vatandaşların gördüğü ve sandığı kadar güçlü olmadığını, üzüntüyle söylüyorum, göstermekte” ifadelerini kullandı.

Döner sermaye ödemelerini tavandan ödemesi uygulamasını doğru bulduklarının ancak eksikliklerin olduğunu söyleyen Altay, ” Ambulans şoföründen teknisyenine kadar hepsinin döner sermayeden faydalanması işin olmazsa olmazıdır. Hakkaniyet bunu gerektirir” dedi.

” Gelişmelere göre vaziyet alma gibi bir tutum görüyoruz” diyerek hükûmetin Koronavirüs’le mücadele stratejisine eleştirilerde bulunan Engin Altay, “Bu mücadele perakende önlemler değil topyekun stratejik planlama ile başarı elde edilebilir” dedi.

Engin Altay özetle şunları kaydetti:

Yürütmenin sağlık çalışanlarının minimum riskle çalışması konusunda eksikleri olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Döner sermaye ödemelerini tavandan ödemesi uygulamasını doğru ama eksik bulmaktayız. Biz tüm sağlık çalışanlarına bu kritik dönemde hak ettikleri ödülün verilmesini, ekonomik olarak rahatlaması noktasında azami katkının yapılmasını talep ettik. Gelinen noktada döner sermaye ödemelerinin sadece tavandan yapılmasının sadece doktor ve hemşirelerimizle sınırı kalmasını eksik buluyoruz. Ambulans şoföründen teknisyenine kadar hepsinin döner sermayeden faydalanması işin olmazsa olmazıdır. Hakkaniyet bunu gerektirir.

“Eve lazım olan camiye haram denmiştir”

İspanya ve İtalya’ya tıbbi yardım yaptığını söyleyen bir yürütme ile karşı karşıyayız. Bu olumlu bir şey ama hastaneler tıbbi sarf malzemesi diye feryat ederken, aile hekimlerimiz dezenfektan malzemesi ve maske bulamazken İspanya ve İtalya’ya yardım yapmak hamasetini gerçekçi bulmuyoruz. Eve lazım olan camiye haram denmiştir.

“Gelişmelere göre vaziyet alma gibi bir tutum görüyoruz!”

Başından beri söyledik. Bu salgıla ilgili perakende çözümlerle doğru sonuç alamayız. Bu mücadele perakende önlemler değil topyekun stratejik planlama ile başarı elde edilebilir. Gelişmelere göre vaziyet alma gibi bir tutum görüyoruz. Sayın Bakan alacağınız kararlar noktasında bir tıp adamı olarak sizin siyasetten önce gözünüzün ve kulağınızın bilim kurulunda olması gerekir. Milletin geleceğini kimi siyasi kaygılar nedeniyle riske atarsanız bir tıp adamı olarak bu size yakışmaz. Okulların açılıp kapanması tarihi cumhurbaşkanının inisiyatifinde olabilemez. Buna karar verecek olan bilim kuruludur. Milli Eğitim Bakanımızın okulları açma kapama meselesi için müsaade ederseniz bilim kurulana da sorayım siz ne dersiniz demesini yakıştıramadığımı söylemek isterim.

“Evine kapattığın insanı aç açık bırakırken İtalya’ya yardım ettiğinle övünürsen…”

Hükûmet sağlıklı bir sokağa çıkma uygulamasının yapılabilmesi için karantina ilan edilmesi halinde evlerinde kalacak insanların gıdasını, ianesini düşündüğü için bunu karşılamakta zorlanacağı için buna yanaşmıyor ve gönüllü karantinayı tavsiye ediyorsan, sen bu haldeysen İtalya ve İspanya’ya yardım edemezsin kardeşim. Evine kapattığın insanı aç açık bırakırken İtalya’ya yardım ettiğinle övünürsen bunun adı başka bir şey olur. Söylemek istemiyorum.

Bağış kampanyasına eleştiri

Milletçe yardımlaşmanın en güzelini yapmasını biliriz. Ama önce devletin gücünü ve kudretini de görmek isteriz. Devlet alan değil veren eldir. Biz böyle gördük böyle bildik. İhtiyaç duyulursa elbette yardımlaşma olur. Bu millet devletin başı dara düştüğü vakit her şeyini vermiş bir millettir. Bizden çok daha fakir ülkeler henüz bu yola başvurmamışken, henüz krizin başındayken şimdiden devlet başkanı tarafından yardım kampanyası çağrılarının yapılması aslında bize devletin vatandaşların gördüğü ve sandığı kadar güçlü olmadığını üzüntüyle söylüyorum göstermekte.

İMF’ye 5 milyar dolar borç vereceğiz diyordu. Hani Suriye’ye harcanan 40 milyar dolar nerede dediğimizde 40 milyar dolar daha harcarız diyen bir cumhurbaşkanı vardı. Nerede Suriyeliler için harcayacağımız kasada var olduğunu iddia ettiğin 40 milyar dolar, nerede? De sen şimdi 7 maaş veriyorum diye sen adeta devlete yardım kampanyası açıyorsun. Hani dünyanın en büyük 17. ekonomisiydik. Hani Kanal İstanbul’u özel sektör yapmazsa devlet yapacak güçteydi? Hani kamu özel iş birliği ile yapılan büyük yolsuzluklar olduğunu söylediğimizde sayın Sağlık Bakanı artık devletin şehir hastanesi yapma gücü vardır, bundan sonra şehir hastanelerini paramız var çok şükür biz yapacağız diyen bir yürütmeden bahsediyoruz.

“Belli ki Merkez Bankası’ın yedek akçesi sıfırlanmış; devlet çarçur edilmiş, devlet sıfırı tüketmiş”

Geldiğimiz noktada milletten para toplamak için kapı açan ve virüsle mücadeleden kaynaklı olarak işsiz kaldığı için evinden çıkamayan insanlara para vermek yerine borçlandıran bir devletle karşı karşıyayız. Belli ki Merkez Bankası’ın yedek akçesi sıfırlanmış. Resmi rakamlar zaten Türkiye’nin devlet borçlarının son 3 yılda 500 milyar TL arttığını gösteriyor. Devlet çarçur edilmiş, devlet sıfırı tüketmiş. Keşke Cumhurbaşkanı çıksa dese ki, ‘Ne münasebet kardeşim. Kasamızda şu kadar para var. biz bu krizde kimseyi mağdur etmeyeceğiz.’ diyebilse. Elbette biz de elimizi taşın altına koyacağız.